Hayat zor…

Hayat herkes için zordur, hayat laylaylom değildir kısacası. Bir tarafınız sevinirken bir tarafınız daima uzulmeye mahkumdur bu hayatta maalesef.
Birde tamamen hüzün içinde yaşayanlar vardır ki, anlatması bile çok zordur bunu… Tıpkı adamın hayatı gibi…
Hayat denen labirentte çıkışı aradı adam yıllarca, elbet bu zorlu labirentte bir gün çıkışı bulacak ve ışığına kavuşacaktı. Hayatını aslında buna adamıştı adam farkında olmadan.
Öyle zorlu bir labirentti ki bu bazen haykırmak istedi adam yeter artık diye ama pes etmedi hiç bir zaman, çünkü zoru seviyordu adam ve bu zorlu labirentten de elbet bir gün kurtulacaktı. Kimi zaman yanına bir arkadaş, bir dost buldu bu labirentin içinde bir tarafı bulduğu arkadaşın, dostun sevincini yaşarken, diger tarafı ışığını bulamamanın hüznünü yaşadı her daim.
O kadar yoruldu ki kimi zaman oylece labirentin soğuk taşlarına bıraktı kendisini, sonra tekrar aramaya başladı, aradı, aradı, aradı…
Artık tamamen kaybettiğinde umutlarını bir anda O çıkıverdi karşısına. O’nu bulmasıyla birlikte her şey bir anda değişti, kaybolmuştu labirentin duvarları, aydınlanmıştı hayatı, artık umutları vardı adamın, hayalleri vardı, gülümseyebiliyordu adam…
Kurtulmuştu bu karanlık ve zor labirentten…
O’nunla birlikte o kadar mutluydu ki adam, unutmuştu adeta labirentte geçen o karanlık günlerini, o karanlık dünyasını, kurtulmuştu o karanlık hayattan. O, adamı çekip almıştı karanlık dünyadan.
Bir zamanlar yeter artık diye haykırmayı isteyen adam, şimdi O’na olan sevgisini, aşkını haykırıyordu tüm dünyaya sesi kısılana kadar…
Derken bir gün ansızın başka bir labirentte buldu adam kendisini, ne olduğunu anlamadı, nasıl olduğunı anlamadı, neden olduğunu anlamadı ama bir anda buluverdi kensini bambaşka bir labirentin içinde. Ama bu sefer yanında O yoktu, karanlık dünyasını aydınlatan, adamı karanlık dünyadan çekip alan O yoktu…
Bu seferki öyle bir labirentti ki en ufak bir ışık yoktu, daha da kötüsü bu labirentin duvarları bile yoktu. Kapkara duvarları olmayan bir labirentin içinde kalakaldı adam öylece. Nereye gideceğini bilmeden, ne yapacağını bilmeden, öylece savrulup duruyordu…
Adam zoru seviyordu ama bu labirent ağır gelmişti, öyle bir ağır gelmişti ki hemde damla damla bu labirentin karanlığına karıştığını hissetmeye başladı adam, damla damla bu labirentte yok olmaya başladığını…
Bir zamanlar bir yanı az da olsa sevinci, diger yanı O’nu, ışığını bulamamanın hüznünü yaşarken, şimdi bir yanı onu kaybetmiş olmanın acısını, diğer yanı ise O’nsuzluğun hüznünü yaşıyordu.
Ve adam bu kapkara labirentte oradan oraya savrulup duruyordu, ama ne bir çıkış, ne de bir ışık vardı artık…

N.

Leave a Reply