Acı
Her geçen saniye damla damla eriten, yok eden bu acıya bile alışmıştı adam artık ama alışamadığı bir şey varsa o da O’nsuzluktu…
Öyle işlemişti ki benligine bu acı adamın, bazen farkedemiyordu bile bu acıyı. Bir gece vakti oturmuş bir bank da izlerken yıldızları, gözünün önüne gelirdi o çok sevdiği park da O’nunla birlikte yildizları izleyişi… İşte o an birden bire çektiği acıyı farkederdi adam tekrar, öyle bir acıydı ki bu duygularını aşmıştı artık fiziksel boyuta ulaşmıştı…
Tekrar dalardı adam eski günlere, O’nunla geçen günlerine. O’na olan özlemi o kadar büyüktü ki adamın, bazen adam hiç bir şeyi düşünemez, anlayamaz hale geliyordu, sadece O’nu düşünebiliyordu…
O kadar çok özlüyordu ki O’nunla ilgili en ufak şeyi bile… Ne yapacağını bilmez halde oradan oraya savrulup duruyordu ama sadece çünkü elinden gelen hiç bir şey yoktu adamın artık…
İlk kez bu kadar caresiz kalmıştı adam, ilk kez hayata karşı bu kadar aciz kalmıştı, ilk kez yapabileceği en ufak bir şey olmadığını görmüştü adam bu hayat karşısında. Kendi kendine söyleniyordu ara sıra hayata karşı “neden bu kadar acımazsın ha!..” diye…
Bir gece her şeyi, herkesi geride bırakıp gitmeye hazırlandı bu şehirden, O’ndan başka hiç kimseyi umursamadan, O’ndan başka hiç kimseyi düşünmeden…
Ama yapamadı…
O’nunla aynı şehirdeki havayı soluyabilmek, aynı şehirde olmak bile başka diyarlara gitmesine engel oldu adamın…
Hem adam başka diyarlara gitse ne farkedecekti ki, aklında O, ruhunda O, kalbinde O, kendinde O, acısında O, hayellerinde O…
Bir zamanlar hayatındaki tabuları O’nun için yıkan adam, hiç kimse ama istisnasiz hiç kimse için yikmadığı tabularını O’nun için yıkan adam, bir tabusunuda daha yıkmıştı…
Bir zamanlar “bu dünya üzerinde beni ağlarken görmek mümkün degildir” diyen adam şimdi düşünüyor, acaba adamı ağlarken görmeyen kalmışmıdır…
N.