Neden…

Hani bazı şeyler vardır unutmuşsunuzdur artık, tam olarak hatırlayamazsınız, birileri o şey hakkında konuşurken bir an duraksarsınız ne tam ve net olarak hatırlayabilirsiniz ne de yok bilmiyorum diyebilirsiniz.
Adam içinde bazı duygular o durumdaydı artık…
Yillarca aradıktan sonra yorgun düşmüştü adam artık, o kadar çok yorulmuştu ki üzerindeki yorgunluğu atamıyordu bir türlü. Işığını aramak için çıktığı bu yolda artık kendini yavaş yavaş kaybettiğinin farkına varamıyordu adam.
Aydınlığın ortasında ki karanlık sokaklarda ararken ışığını bazen her şeyi bir kenara atıp bırakmak istedi bu hayatı ama yapmadı ne zaman pes etmek istese kendi kendisine “bu kadar çabuk mu?” diyor ve devam ediyordu aramaya.
Bir gün geldi adam kendisine neden bu kadar yorulduğunu sormaya başladı.
Bir gün geldi adam kendisine neyi aradığını sormaya başladı.
Bir gün geldi adam kendisine kendisini sormaya başladı.
Bir zamanlar varlığından emin olarak adım adım aradığını ışığını sorgulamaya basladi adam.
O gün anladı ki adam o kadar yorulmuş ve umutlarını yitirmişti ki neyi aradığını bile unutmaya başladı adam, tek bildigi sey sadece aradığı ve yorulduğuydu…
Gün geldi bomboş sekilde neyi bile aradığını bilmeden boş boş sadece “bir şey” aradığını farketti.
Zaman gelip O adamın karşısına çıkana kadar, adam tamamen unutmuştu ki bazı şeyleri O çıkageldi ansınız. Sadece arayan ama artık neyi ve neden aradığını hatırlamayan adamın yaşamı O’nunla birlikte bir anda değişti.
Karanlıktan bir anda kurtulan adam ilk önce algılayamadı hiç bir şeyi sadece kendisine “ne oldu böyle birden bire?..” diyordu. Derken bir gün aramayı bıraktığını farketti adam.
Her zaman yaptığı gibi yine kendi kendisine “neden aramıyorum ben artık, yoksa pes mi ettim sonunda…” derken bir yandan da O’nun gözlerinin içinde hayatı seyrediyordu.
İşte o zaman her şey çözülmüştü adam için, sonunda bulmuştu… O’nun gözlerinin içine bakarak kendi kendisine neden aramıyorum derken anladı her şeyi… O’ydu… Işığı tam karşısında duruyordu, Işığının gözlerinin içinde hayatı seyrediyordu adam…
O andan sonra adam için bambaşka bir hayat başladı, A’dan Z’ye her şey değişmişti artık adam için. Aramıyordu artık, yorulmuyordu, umutsuzluğunu, mutsuzluğunu, gülerken ağlayan benliğini bir kenara atmıştı adam, bir daha asla görüşmemek üzere…
Bir süre önce neyi bile aradığını unutmuşken umutsuzluktan, yorgunluktan, şimdi tam karşısındaydı ışığının ve O’nun gözlerinin içinden hayatı seyretmek adam için paha biçilemezdi…
Hayallerin ne olduğunu unutan adam artık O’nunla birlikte, O’nun gözlerinin içine baka baka hayal kurabiliyordu, aydınlığın farkında olmayan adam için şimdi geceler bile aydınlıktı.
Adam O’nun gözlerinin içine bakmayı o kadar çok seviyordu ki, bir ömrü O’nun gözlerinin içine bakarak yaşamayı istiyordu cogu zaman…
Ama beklemediği ve bilmediği bir şey vardı adamın… Karanlık aniden çökecekti adamın üzerine. Hiç beklemediği bir anda, tamamen savunmasız bir anında…
Ve olduda, ansızın gelen O yine ansızın terkedip gitmişti adamı…
İşte o an hayat en karanlık yüzünü adama gösterdi, öyle bir karanlıktı ki bu tarif etmek mümkün değildi, bırakın bir başkasına anlatmayı, adam bu karanlığı kendisine bile tarif edemiyordu…
Bir zamanlar gecelerini bile aydınlatan O yoktu artık. Gitmişti…
Bir zamanlar hayal kurmasını sağlayan o yoktu artık. Gitmişti…
Bir zamanlar gözlerinin içine bakarak bir ömür geçirmek istediği O yoktu artık. Gitmişti…
Bir anda adam kensini bir daha gorusmemek uzere bir kenara attığı umutsuzluğu, mutsuzluğu gülerken ağlayan benliği ile buldu…
Belliki kaderi buydu adamın kaçış yoktu onlardan…

N.

Leave a Reply