Karşı Koymak

Karşı konulamaz bir çok şey var aslında hayatta. Karşı koymak isteyipte karşı koyamadığınız şeyler ama…
Sevmek gibi, aşık olmak gibi, yaşlanmak gibi ve ölmek gibi… Geri kalan her şeye karşı koymak elinizdedir. Sadece karşı koymayı isteyin yeter. Ama insanlar nedense karşı koyabilecekleri şeyler yerine hayatın değişmezlerine karşı koymaya çalışırlar ve sonuçta değişmez… Ne kadar karşı koymaya çalışırlarsa çalışsınlar severler, aşık olurlar, yaşlanırlar ve zaman dolduğuda da bir daha uyanmamak üzere ebedi uykuya dalarlar…
Adam da öyleydi işte yıllarca karşı koyduğunu sandı bazı şeylere karşı. Sevmekten kaçtı, sevmeye karşı koyduğunu zannetti. Aşık olmaktan kaçtı, aşka karşı koyduğunu zanneti. Farkında değildi ilk zamanlar. Karşı koymuyordu, kaçmıyordu sadece aradığını bulamamıştı ve adam bunu hep karşı koymak, kaçmak olarak algıladı.
Aslında gerçeği biliyordu ama kendisine söylemeye çekiniyordu, belkide asla bulamayacağı düşüncesi ile… Sadece kendini kandırıyordu karşı koydum, kaçtım, istemiyorum diye.
Aradı sadece aradı kimi zaman ne aradığını unuttu kimi zaman aramaktan yoruldu ama yinede yılmadı… Aradığını bulamadığı zaman kendisine hep aynı yalanı söyledi karşı koydum iste… Kaçtım…
Zaman gelip aramaktan da kaçmaktan da karşı koymaktan da artık adım atacak hali kalmayıncaya kadar… En sonunda her şeyi bıraktı ve çekildi kabuguna asla bulamayacağına inanmış olmanın verdiği tarif edilmez duygular ile…
İçine işleyen bu karanlık ile yaşamaya devam ederken birden bire O adamın bütün karanlığını söküp attı. Adam ilk başta inanmadı olana bitene. Kaçmaya çalıştı yine, karşı koymaya çalıştı ama bu sefer ne kaçabiliyordu ne de karşı koyabiliyordu. O’nun rüzgarına kapılmışcasına adeta savruluyordu karşı koymak istediği şeyler ile birlikte…
Anlamıştı adam O’ydu… Işığı oydu, yıllardır aradığı oydu, yıllardır karşı koyduğunu zannettiği, kaçtığını zannettiği her şeyin sebebi O’ydu. Bulmuştu adam en sonunda…
Bir zamanlar karşı koyduğu, kaçtığı her şeyin üzerine gitmeye başladı adam O’nunla birlikte. Çünkü artık kaçmasını gerektiren, karşı koymasını gerektiren, araması gereken bir şey yoktu.
“Ne kadar da farklıymış hayat, ne kadar farklı ve güzelmiş yaşamak” adamın söyleyebildiği tek şey bu oluyordu. Hayatı bütün renkleri ile yaşamak, gülümseyebilmek, hayaller kurabilmek, O’nun gözlerinin içine bakabilmek… Adam adeta dünyada cenneti yaşıyordu O’nu bulduktan sonra.
Ansınız cehennemin karanlığı içinde kalana kadar…
Birden bire kararmıştı dünyası, bir gün öncesine kadar hayatın bütün renkleri ile yaşarken adam. Simdi sadece hayatın karanlık yüzünü görebiliyordu.
Karardı her yer, karardı her şey. Işığı artık yoktu, O yoktu. Hayatın bütün renklerini yaşatan, gülümseten, hayaller kurduran, adamın içinden karanlığı söküp atan O yoktu artık…
Gömülüp kaldığı bu karanlıktan çıkmaya çalışsada adam hiç bir faydası yoktu bu çırpınışların. Adın attıkca daha da karanlığa gömülüyor, çırpındıkca bu karanlık daha da karanlık bir hal alıyordu. Yıllar boyunca aradığı O’nu bir anda kaybetmişti adam çünkü, bir anda çekip gitmişti O…
Bir zamanlar aradığı, bulamayınca kaçtığını zannetiği, karşı koyduğunu zannettiği şeyler şimdi adamdan kaçmıştı O’nun gidişiyle birlikte…
Adam ise tekrar çekildi bir köşeye ve sadece beklemeye başladı ölümü… Artık aradığı bir şey yoktu çünkü adamın, kaçtığı bir şey yoktu, bekleyebileceği, bulabileceği bir O yoktu…

N.

Leave a Reply