Hasret
Herkesin mutlaka bir çok arkadasi, dostu vardır ama içlerinde öyle birisi vardır ki onunla olan bağınız, sevginiz, dostluğunuz hiç kimse ile yoktur, çevrenizdeki herkesten daha farklı bir bağ vardır onunla aranızda.
Adam içinde öyle birisi vardı…
Dile kolay 15 yila yakın süre adam ile dostu neredeyse her gününü birlikte geçirdi, her günü birlikte yaşadılar. Birlikte ağladılar birlikte güldüler. En zor zamanlarında birbirlerine hep destek oldular.
Gün geldi kavga ettiler, gün geldi sabahlara kadar birlikte çılgınca eğlendiler…
Herkes bu iki dostu kıskanırdı, çoğu kişi; bu oğlan ile kız birbirlerini seviyorlar ama söylemeye cekiniyorlar desede gerçek öyle degildi. Bu iki kişi gerçekten dosttu adeta birbirlerinin canlarıydı.
Bir gün oldu bu iki dost bir gün kavga ettiler ama hepsinden farklıydı bu kavgaları. 15 yıllık dostlukları boyunca birbirlerine bu kadar düşmanca, bu kadar acımasızca, bu kadar nefret edercesine bakmamış, konuşmamışlardı.
Herkes şaşkına dönmüştü olan biten karşısında, incir çekirdeğini doldurmayacak bir sebep yüzünden birbirlerine öyle girmişlerdi ki sanki o an 15 yıllık dost değil, 15 yıllık can düşmanı olmuşlardı.
Ve bir daha asla ne aynı ortamda bulundular ne de bir kelime olsun konuştular. Aslında ikiside bu sebepsiz kavganın bitmesini istiyordu ama ikiside gerçekten asi ve dik başlı oldukları için “hayır ilk önce gelip o özür dileyecek” inatları yüzünden asla konuşmadılar. Aslında sonsuza kadar bir daha yüzyüze gelip konuşma şanslarını kaybettiler adama bir gece yarısı gelen telefon ile.
Aylarca birbirlerinin yüzüne bakmamış olan ortak arkadaşlarına “onunla asla görüşmem artık” diyen ikili artık tamamen ayrılmıştı.
Kız bir trafik kazasında hayata gözlerini yummuştu. Gece yarısı bu haberi aldığında o an zaman durdu adam için. Nefesi kesildi o an, onunla yaşadığı her an gözünün önünden geçip durdu.
Adam “bana dünya üzerinde istisnasız en yakın insan işte bu manyak kız” dediği dostunu kaybetmişti. O an sokaklarda bağırmak istedi bu bir şaka olmalı diye ama gerçekti en az adamın gözlerinden akan yaşlar kadar gerçekti hemde.
Dostu ile yapmak istediği o kadar çok şey vardı ki adamın son zamanlarda, hepsi için bir plan yapmış, dostu ile tekrar barıştığında tek tek bu planları uygulayacakı. En büyük planı ise O’nunla, ışığı ile tanıştırmaktı.
Ama olmadı…
Dostunun yokluğu içinde günden güne büyürken adamın, O’nun yanında olması ile destek buluyor ve yavaş yavaşta olsa içindeki acı ile yaşamaya alışmaya calisiyordu…
Gün gelip O’da adamı terkedene kadar, ansınız çekip gidene kadar…
Hayatında değer verdiği ve en zor anlarında yanından olan iki yarısınıda kaybeden adam için artık her şey anlamsızdı…
O’nun da gitmesiyle birlikte tamamen yalnız kalan adam bazen dostunu o kadar özlüyordu ki; dostunun omuzuna yaslanıp sadece 10 dakika ağlayabilmek için geriye kalan bütün hayatını vermeye rağzıydı…
Adam o kadar hasret kaldı ki dostuna, o kadar hasret kaldı ki O’na, Işığına…
O’nsuz bir hayatında zaten adam için hiç bir önemi yok…
N.