Değişim
Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir diye bir söz vardırya hani çok saçma bir sözdür aslında. Kaba ve halk arasında çok yaygın bir tabir ile bazı şeyleri kıçınızı yırtsanız bile değiştiremezsiniz.
Adamin tek amacı mutlu olabilmekti, huzurlu bir yaşamdı ve nasıl mutlu olabileceğini, nasıl huzuru bulacağını biliyordu, tek yapması gereken O’nu bulabilmekti.
Bazen O’nu bulabilmek için sınırlarını aştı, insanları üzdü, kendini üzdü, cevresine kimi zaman kötü yüzünden başka hiç bir şey gösteremedi yaptığının çok büyük bir bencillik olduğunun farkındaydı ama yinede durmadı…
Gün geldi arkadaşlarını üzdü, gün geldi ailesini üzdü, gün geldi kensini üzdü ama biliyordu ki bu zor günlerin, kötü ve karanlık günleri eni sonu bir gün aydınlanacaktı. Bazen aramaktan yoruldu, her şeyden vazgeçmeye karar verdi ama yapmadı. Tek amacı O’nu bulabilmekti hayatında çünkü.
Yorgunluktan adım atamaz hale gelene kadar aramayada devam etti, her şeyi bir kenara atıp tamamen ümidini yitirdiği an O çıkageldi…
İlk zamanlar anlamadı daha doğrusu inanamadı. Her zamanki gibi kaçmaya çalıştı, kaçmaya çalıştıkça daha da içine düştü, inanmak istemedikçe daha da çok içinde buldu kendisini zamana bıraktı o an her şeyi…
Gülümsemeye başaladı adam, mutluydu artık ama gerçekten mutluydu, huzurluydu işte o zaman kendiside artık inanmıştı O’nun yıllardır aradığı ışığı olduğuna, bunu anladığı zaman daha da mutlu oldu adam, anlatılmaz bir huzurla geçmeye başlamıştı günleri. Hayatında kimseye vermediği kadar değer veriyordu O’na.
Bir zamanlar yürümüye bile hali kalmayan adam artık adeta uçuyordu mutluluktan. Ne o yorgunluğu kalmıştı ne mutsuzluğu ne de karanlığı…
Ve ömründe ilk kez korkunun ne demek olduğunu öğrendi adam. Bir yanı yıllarca aradığı mutluluğu ve huzuru yaşarken O’nunla birlikte, bir yanı ise gerçek korkunun ne olduğunu dibine kadar hissediyordu.
İliklerine kadar hissederken korkuyu bazen kendi kendisine “neden korkuyorum ki, sonunda değişti işte her şey artık O var ve asla kaybetmeyeceğim O’nu” diyor ve kendi kendini kandırıyordu farkında olmadan…
Çok zaman sonra farkecekti gerçekleri aslında…
Ve O gitti… Ansızın geldiği gibi ansızın çekip gitti…
Adam ilk önceleri anlam veremedi hiç bir şeye neden diyip duruyordu kendisine sadece. Hiç bir cevabı yoktu adama göre…
Günler günleri, geceler geceleri kovaladı… Değişen hiç bir şey yoktu, adam yine mutsuz adamdı, huzuru olmayan adamdı…
Ağa dediği ve bir süre önce kaybettiği büyüğünü düşünürken bir gece dediği bir söz aklına geldi, Ağa dediği kişi ile aynı kaderi paylaştığını anladı ve bir daha “neden” demedi.
Çok ilginç bir şekilde Ağa ile adamın yolları bir yerde kesişmiş ve Ağa vefat edene kadar da iyi bir abi-kardes, iyi bir arkadas, dost iliskisi kurmuşlardı. Kim bilebilirdi ki bu iki kişinin kaderide aslında bir noktada aynıydı…
Ağa’da adam ile aynı hikayeyi yaşamış, buldum dediğinde kaybetmişti ışığını… Adam’a bir gün “ben hep kendi gözümden buldum sonunda O’nu, Işığımı buldum dedim ama O’nun tarafından hiç bir zaman bakmadım… Bunu farkettiğimde anladım ki herkese nasib değil karşılıklı aradıkları kişi olmaları, yüzde yüz olarak ışığım bu demeleri ve ne kadar acıdır ki bu değişmeyen bir gerçek, benim gerçeğim ve dilerim senin gerçeğin de olmaz…”
Bir gece yarısı adamın aklına gelen bu söz ile zaman durdu… Ağa her zaman ki gibi doğruyu söylemişti vefatının üzerinden 3-4 yil geçmiş olmasına rağmen bir gol daha atmıştı adama…
Çok doğruydu, adam buldum dediğinde hep kendi gözünden, hep kendisi için buldum demişti ama O’nun gözünden, Işığının tarafından hiç bir zaman bakmak aklına gelmemişti…
Gözleri doldu adamın bunu düşündüğünde hayatında ilk kez bu kadar içten “keşke O’nunda ışığı ben olabilseydim” dedi…
Adam hiç değise biraz olsun huzurluydu, en azından kaybetmişte olsa O’nu, ışığını bulabilmişti bu hayatta, adamın O’nun hayatında yeri artık olmasada…
Bu saatten sonra adama düşen tek şey ile biçilen zamanı doldurmaktı, O’nsuz, Işıksız…
N.