Gerçekler Acıdır…

Klasik bir söz vardir “gerçekler acıdır ve acıtır” diye. Buna verebileceğiniz tek cevap ise “doğru söze ne denir…” olur. Birbiri ile bu kadar uyumlu, birbirlerine cevap niteliği taşıyan çok az cümle vardır sanırım…
Adamın en büyük hatası hayatı sadece kendi gözünden yaşamaktı, olaylara sadece kendi tarafından yorum yapmasıydı. Her ne kadar cevresinde ki herkese “empati diye bir mefhum var hayatta hiç mi duymadınız!!!” desede bazı durumlarda empati kurulamayacağını, karşı tarafın gözünden hayata bakılamayacağını acı da olsa öğrendi.
Yıllar süren arayışının ardından O’nu bulmuştu adam, hayatı o günden sonra adeta bayram yerine dönmüştü. Gerçek mutluluğu, umudu, aydınlığı, sevgiyi, aşkı yaşamıştı…
Çok uzun sürmedi ama bu bayram havası, bir gece ansızın bayram yerini merasim havasına bırakmıştı.
Bir cenaze merasimi…
Adam uzun süre anlam veremedi olana bitene, kendi kendine dediği tek şey “neden… neden… neden…” oluyordu… Çünkü adam; ışığını bulmuştu, O’nu bulmuştu, yıllarca aradığı O’nu bulmuştu ve O’nu kaybetmenin adam için bir sebebi olamazdı. Kaybedemezdi O’nu… Her gün izlerken gecenin güne yerini bırakışını, içten içe hep O’na söylenip durdu… “Neden bırakıp gittin beni, neden kaçtın, neden ha neden!!!” diye…
Kimi zaman savaşmak istedi, kaybetmeyecekti çünkü adam O’nu, kendine söz vermişti adam O’nu ilk bulduğu an kaybetmeyeceğine dair…
Ama ilginç bir şekilde ne ile savaşacağını bulamadı, ne için savaşacağını bulamadı. Buna da anlam verememişti adam, savaşmak istiyordu ama ne ile savaşacağını bir türlü çözemiyordu. Adam kendisini ilk kez bu kadar caresiz hissetmişti. İlk kez aciziyetini kabul etmişti… Elinden hiç bir şey gelmiyordu çünkü adamın, O’nu kaybedişine sadece seyirci kalabiliyor, adım adım biraz daha o eski karanlığına gömülüyordu…
Zaman gelip bir büyüğünün söylediği söz aklına gelene kadar bir gece yarısı.
O an cektigi can acısı adeta iki katına çıkmıştı. Gerçek yüzüne bir tokat gibi inmişti. O’nun gittiği günden beri dinmeyen can acısı adeta işkenceye döndü o an…
Ben hep kendi gözümden buldum sonunda O’nu, Işığımı buldum dedim ama O’nun tarafından hiç bir zaman bakmadım… Bunu farkettiğimde anladım ki herkese nasib değil karşılıklı aradıkları kişi olmaları, yüzde yüz olarak ışığım bu demeleri ve ne kadar acıdır ki bu değişmeyen bir gerçek, benim gerçeğim ve dilerim senin gerçeğin de olmaz…
Adam gerçeği ile yüzleştiğinde çektiği can acısı o kadar arttıki o an bağırmak, haykırmak istedi…
Adam hiç bir zaman O’nun tarafından bakmamıştı, O’nun gözünden bakmamıştı…
O, adamın için aradığı ışıktı…
Peki ya O’nun için adam?..
Gerçekler gerçekten acıydı ve gerçekten acıtıyordu. O’nsuzluğun dinmeyen acısına bir de bu gerçeğin acısı eklenmişti artık adamın yaşamında…
Hayat acımasız, adam ise hayatın karşısında aciz…
Elinden gelen tek şey ise O’nsuz yaşamak, sadece zamanını doldurmak ve vakit gelince usulca hayata elveda demek…

N.

Leave a Reply